Yazar: Kerim Can Kalkavan
Demokrasi ve demokratik yönetim çoğumuza şu an içgüdüsel bir seviyede doğru ve vazgeçilmez gelse de aslında insanlık tarihine kıyasla yeni popülerleşmiş ve kuvvetlenmiş bir yönetim biçimi. Bu bağlamda demokrasi aslında henüz gelişim döneminde ve dolayısıyla hala tam olarak anlaşılmamış durumda. Bu gelişim ve değişimi, siyaset bilimi akademisinde en çok tartışılan ve konuşulan konulardan birinin demokratik kuram olmasından ve bu tartışmalardaki fikir ayrışmalarının derinliğinden görebiliriz.
Bu tartışmalardan en önemlilerinden biri de demokratik vatandaşların sorumlulukları hakkında. Bir demokraside yaşayan vatandaşlar hükümetlerin kararları ve aksiyonlarında sorumluluk taşır mı? Eğer taşıyorlarsa hükümetler kadar suçlanabilirler mi? Suçlanabiliyorlarsa aynı seviyede cezalandırılabilirler mi? Kısacası bu tartışmadaki en önemli soruyu şu şekilde özetleyebiliriz: demokratik vatandaşların hükümet ve devlet seviyesi karar ve aksiyonlar bağlamında cezai ehliyetleri var mıdır?
Bu konudaki literatürde çoğunluk orta noktada bulunuyor, yani çoğu yazar siyah beyaz bir şekilde cezai ehliyet taksim etmektense belirli durumlara özel belirli iddialarda bulunuyor. Ancak tartışmayı kavramanın en iyi yolu iki uç tarafın özetlenmesi olsa gerek. Yelpazenin bir ucunda kararları veren hükümet yetkilileri ve onları direk etkileyebilen danışmanları dışında kimsenin sorumluluğu olmadığını iddia eden Michael Walzer gibi insanların öncülüğünü ettiği taraf var. Öbür ucunda ise sorumluluğu hükümet yetkililerinden başlayarak tüm vatandaşlara, hükümete oy vermemiş veya karşı çıkanlar dahil olmak üzere, yükleyen Eric Beerbohm ve Michael Green gibi insanların öncülük ettiği taraf var.
Walzer’ın bulunduğu tarafın dayanağı oy veren insanların asla siyasi konjonktürün tamamına hakim olamayacağı ve gelecekte olabilecek olayları tahmin edemeyecekleri için oy verdikleri hükümetin aksiyonlarından sorumlu olmayacakları iddiası. Beerbohm’un bulunduğu tarafın dayanağı ise hükümete oy
veren insanların kendi siyasi kimliklerini hükümete aktardığı ve bundan dolayı hükümetin yaptığı herhangi bir aksiyonda onların da sorumlu olduğu iddiası. Beerbohm tarafının bir diğer dayanağı ise oy vermeyen vatandaşların da hükümetin ve devletin yararlarından faydalandığı ve bundan dolayı, oy verenler kadar olmasa bile, belli bir seviyede sorumlulukları olduğu iddiası.
Bu tartışma çok karmaşık olduğu için literatüre hakim olmayan birinin anlaması için en iyi yöntem, biraz indirgemeci olsa da, basit bir örnek ile anlatmaya çalışmak. On üç kişinin bir odada oturduğunu hayal edin. Dahası, bu 13 kişinin açlık sınırında olduğunu ve eğer içlerinden birini öldürüp yemezlerse hepsinin sağlık sorunları çekeceğini varsayın. Bu durumda, bu 13 kişiden biri olan Ali ayağa kalkıp eğer çoğunluk oyu alırsa başka bir kişi olan Mehmet’i öldüreceğini ve böylece sorunsuz bir şekilde bu durumdan çıkacaklarını söylüyor. Sorumuz şu: Eğer Ali çoğunluk için gerekli olan yedi oyu alırsa ve Mehmet’i öldürürse kimler sorumlu olur? Sadece Ali mi sorumludur yoksa Ali’ye oy vermiş olan diğer altı kişi de sorumlu mudur?
Bu senaryodaki içgüdüsel tepki Ali’ye oy verenlerin de Ali kadar sorumlu olduğudur. Çünkü oy verenlerden herhangi biri vermemiş olsa, öldürme aksiyonu gerçekleşmeyecekti. Bir başka yaklaşım da, makro seviye demokraside Walzer tarafının sergilediği ile aynı olan, sadece Ali’nin sorumlu olduğu çünkü aksiyon olanın sadece o olduğu varsayımına dayanan yaklaşımı. Ancak bu yaklaşım makro seviyede ona oy verenlerin duruma hakim olamayacağı veya olmadığı varsayımından yararlanamıyor çünkü eldeki senaryoda herkes duruma eş seviyede hakim. Yani görüyoruz ki 13 kişilik bir oda ile ulusal bir demokrasi arasındaki fark, oy verenlerin duruma hakimiyetine veya kapasitesine indirgeniyor.
Eğer tek fark gerçekten duruma hakimiyet ise tartışılması gereken bu hakimiyet yetersizliğinin asla üstesinden gelinip gelinemeyeceği sorusu. Walzer gelinemeyeceğini varsaydığı için yaklaşımları kuvvetini koruyor. Ancak bu varsayım günümüzde var olan düzgün demokrasiler için temelsiz gibi duruyor. Evet otokratik veya diktatörlük gibi yönetilen demokrasilerde vatandaşların bilgiye ulaşımı son derece kısıtlı oluyor ama eldeki tartışma bu sistemleri değil düzgün demokrasileri inceliyor. Düzgün demokrasilerde bilgiye erişim ve buna bağlı olarak siyasi konjonktüre hakimiyetin önünde duran tek şey bireysel vatandaşların tembellikleri veya cehaletleridir; ki bunların ikisi de bireyin sorumluluğunda olan durumlar.
Bu sonuç eğer doğruysa düzgün demokrasilerdeki vatandaşların ya direkt siyasi aksiyon sorumluluğu ya da dolaylı bir şekilde cehaletlerinin sorumluluğu üzerinden siyasi aksiyon sorumluluğu alacakları gözüküyor. Demokratik vatandaş sorumluluğu tartışmasına kısa bir giriş olarak bu yeterli gibi duruyor. Ancak son bir soru şu olabilir: Ali ve Ali’ye oy verenler sorumludur kanısına varsak bile bu kanı onların suçlu olduğu anlamına gelmiyor. Sorumluluk ile suç arasındaki fark nedir?