Adamın biri, bir Zen hocasının öğrencisi olarak kabul edilmek için binlerce kilometrelik yol kat etmişti. Hoca, onu kapıda karşıladı ve sordu: “Çalışmalarından elde etmek istediğin ilk şey nedir?”
Arayış içindeki adam yanıt verdi: “Kutsanmış bir insan olarak bilinmek”.
“Git,” dedi hoca.
“Diğerlerine yardım edebilmek.”
“Git.”
“Berrak bir zihne sahip olmak.”
“İçeri gel.”
Kibrimiz kendimizi birer küçük değerli şua olarak görme yanılgısına düşmemize neden olsa da zihinlerimizi berrak hale getirmedikçe, ne kendimize ne de başkalarına bir iyiliğimiz dokunabilir. Karmaşa içindeki bir zihin iyilik yapmaya çalıştığında, bunu kendi egosunu tatmin etmeye yönelik gizli bir dürtüyle yapar. Kendi karanlığı içinden elini uzatırken, ilaç yerine yanlışlıkla zehir şişesini alır ve herkesin hastalanmasına neden olur.
Politikaya bakın. Karşıt tarafların politika ya da toplum ile ilgili konulardaki savlarını anlayamadığınzda moraliniz bozulmasın. Anlayamazsınız; çünkü içlerinde anlayacak gerçek bir şey yoktur. Bu tartışmalar, kovboyculuk ya da kızılderilicilik oynayan küçük çocukların çıkardıkları gürültüden daha fazla anlam ifade etmez. Tarafların hiçbiri, aslında barış ya da insanlığın iyiliği ile ilgilenmiyordur; tüm amaçları, çocuksu tezlerini haklı çıkarmaktır. Bu şekilde, “hiç kimse konumuna düşme” korkularını saklamayı umarlar.
Görüyorsunuz ya, umutsuz insanlar dünyaya yalvarırlar: “Lütfen, bana bir kimse olduğumu söyle.” Keşke, bunun yanıtı olmadığını anlayabilseler; çünkü herhangi bir yanıta gerek yoktur.
E-BÜLTEN
hayata dair
“Mükemmel Yaşama Giden Yollar”dan Bir Alıntı