Yaşamakta olduğumuz küresel mali kriz, eğitim ve emeklilik gibi diğer sektörlerde yaşanabilecek çok daha büyük felaketlerin habercisi olabilir mi?..
Geçtiğimiz dönemde, muazzam bir refah artışı beklentisi maliyetleri olduğu kadar eğitimle ilgili talepleri de yükseltmişti. İngiliz Daily Telegraph gazetesine göre 2001 ile 2006 yılları arasında İngiltere’deki okulların ücretleri ortalama yüzde 39 oranında yükseldi. Ebeveynler bütçelerini sıkıştırarak, çocuklarının ileride en iyi üniversitelere gidebilmelerini sağlayacak olan özel okullarda hayata başlamaları için kredi aldılar. Ne var ki bu krediler giderek daha çabuk kurumaya başlayınca ebeveynlerin gelir durumu da tehlikeye girdi. Bunun üzerine birçok aile, çocuklarını özel okullardan almaya ve eğitim maliyetlerini düşürecek yollar aramaya başladılar. Yakın zamanlarda New York’ta yayımlanan bir dergide, 45 ailenin New York’ta, rekabete dayalı kayıt yaptırılan üç asırlık bir okul olan Trinity School’a çocuklarının gelecek sene bu okula devam edemeyeceğini bildirdikleri haberi yer aldı. On iki yıllık ilk, orta ve lise eğitimini ifade eden K-12 programının tümünde sadece 1000 kaydı olan Trinity School için bu rakam oldukça büyük. Öğrenciler kredi bulmakta zorlanırken bankaların verdiği bağış ve burs miktarları da giderek azalıyor. Bu, özel eğitim kurumları için çok kötü bir haber; çünkü kayıt gelirleri giderek azalıyor ve düşen borsalar yüzünden yatırımlar da geri çekiliyor. Bu durumda, bazı okulların ekonomik kriz sürecinden çıkamayarak kapanması ise kaçınılmaz bir sonuç.
Devlet destekli okul sistemlerinde ise, öğrencilerin okul ücretlerini ödeyip ödeyememeleri arasında bu kadar doğrudan bir ilişki bulunmuyor. Ama onlar da kaynak sıkıntısı içindeler. Azalan vergi gelirleri ve kamu kaynaklarına daha fazla talep duyulması, okulların önümüzdeki günlerde daha fazla kemer sıkma mücadelesine gireceğini gösteriyor.
Tüm bunlar geleceğin problem-çözerleri ve refah-dağıtıcıları olarak görülen çocukların ve gençlerin eğitimine yapılan yatırımlara dair ciddi soruları da beraberinde getiriyor: Ekonomik darboğaz, eğitime ilişkin hazırlıklar ve üretilenler konusunda kısa vadeli gibi görünen düşüşler yaşanacağına mı işaret ediyor? Yoksa bu darboğaz daha uzun vadeye de yayılıp ülkenin eğitim kapasitesine zarar verecek ve “kayıp bir kuşak” mı yaratacak?
Sonuç ne olursa olsun, gençlerin önünde uzun bir dönem var; yetişkin yıllarında her şeyin yeniden rayına oturmuş olacağına inanıyorlar. Oysa emekliliği yaklaşanlar için böylece bir gelecek ümidi o kadar da mümkün değil. Emekli aylıkları üzerinden düşünerek emeklilik planları yapmış olanlar bu hesaplarının değerinin, düşen borsayla birlikte azaldığını görüyorlar. Emeklilik maaşlarını sahip oldukları evle karşılayabileceklerini planlayanlar ise bir kez daha düşünmeli; ev piyasaları yeniden yükselişe geçene kadar ev ipoteği yapmak mümkün olamayacak ve bu yükseliş de epey zaman alacak gibi görünüyor.
Gençler, ekonominin er ya da geç toparlanacağı, borsaların ve refahın giderek yükselip yitirilen değerleri telafi edeceği ve makul fırsatlarla yeni işler yakalayabilecekleri umudunda teselli buluyorlar. Fakat durgun ya da gerileyen bir ekonomide planlanan çalışma sürelerinden daha uzun bir süre çalışmak zorunda kalan ileri yaştaki bireyler için bu durum pek de seçenek sayılmayabilir.
Çeviren: Aysun Babacan
E-BÜLTEN
ipuçları
Kriz ve Eğitim