Yazar: Alexandra Levit
Kurumsal Amerika’nın gerçeklerinden biri sizi hayal kırıklığına uğrattığında, ayağınızı yere vurup şöyle bağırmak istersiniz: “Bu haksızlık! Çok anlamsız! Yanlış!” Üst üste gelen olaylar, size yöneticilerinizin aklını kaçırmış olduklarını ve ne tarafa dönseniz, birinin ya da birşeyin işyerinde başarılı olmanızı engellediğini düşündürtür. Sonuçlarını hesap etmeden, hemen kötü bir tavır geliştirirsiniz.
Kariyerimin başında ben de bu tuzağa düştüm. İş dünyasının nasıl yürümesi gerektiğine dair kafamda net bir resim vardı ve şirketimdeki verimsizlikleri kişisel bir trajedi olarak görüyordum. Ne zaman hedeflerime ilerleyişim engellense, kızgınlığım artıyordu ve ben duygularını anında açığa vuran bir insanım. Çok geçmeden, yöneticilerim, tepkimden çekindikleri için bana kötü haberi vermek istemediler. O zamanlar ekipteki belki de en yetenekli kişiydim; terfi mi almıştım? Hayır. Olduğum yerde kalmış ve benim yarım kadar yetenekli iş arkadaşlarımın atanmalarını seyretmiştim. Sonunda, sorunun şirketimde olduğuna inanarak işi bıraktım. İki iş sonra, Kurumsal Amerika’nın her yerde aynı olduğunu; sorunun işimde değil, benim tavrımda olduğunu anladım.
Olumsuzluk, hayal kırıklığına doğal bir tepki olabilir; ama bu, doğru bir tepki olduğunu göstermez. Kötümser insanlar, mutsuz olarak, çok fazla enerji harcarlar. İş arkadaşları arasında sevilmezler; çünkü çevrelerindeki herkesin yaşam enerjisini adeta emerler ve kurumsal kişilikleri kabul görmez; çünkü henüz olgunlaşmadıkları düşünülür. İlk müdürlerimden biri, her zaman kötü tavrın kolera gibi olduğunu söylerdi. Bu hastalığa yakalanan kişi, ölmeden önce hastalığı etrafındaki herkese bulaştırır. Kariyerinizin zamansız bitmesini istemiyorsanız, stratejiniz, olumsuzluk sizi öldürmeden sizin onu öldürmeniz olmalıdır.
Motivasyonu kıran durumlarla karşılaşıldığında, olumlu bir tavır sergilemek kolay değildir; ama kontrolünüz altındadır. Gerçekten birine zarar vermek istediğinizde kötü duygularınızı örtbas edip gülümseyerek dolaşın demiyorum. İşyerinde öfke, endişe ve stresten uzaklaşmayı öğrenerek, gerçekten daha mutlu ve huzurlu biri olabilirsiniz.
Öfkeyle Başa Çıkmak
Hayal kırıklığı yaratan durumlar genellikle öfkeye yol açar; insan doğası böyledir. Ne var ki, işyerinde öfkenizi göstermekten kaçınmak yararınıza olacaktır. Geçerli bir nedeniniz bile olsa, bu tür olumsuz bir tepki, hiçbir zaman size iyi yönde yansımaz. Öfkenizi ister hiddetli bir tirat, ister tek bir kaba yorum, isterse kurnaz bir başkaldırı şeklinde gösterin, bu duyguyu kontrol edememek, ciddi sonuçlar doğurabilir. Bir arkadaşım, bir projeyi acemice idare ettiği için patronuna bağırınca, hemen orada işten atıldı. Bir başkası da iş arkadaşına sert bir e-posta mesajı gönderdiği için görevinden geçici olarak alındı. Kariyerimin en stresli aşamasında öfkem kendini gözyaşı olarak maskeledi. İşten atılmamış ya da geçici olarak alınmamıştım, ama güvenilirliğimden ve şöhretimden ödün vermiştim. Her şey bir müfettişin benim henüz olgunlaşmadığımı söylemesiyle olup bitmişti; hak ettiğim terfiyi alamamıştım.
Bütün çabalarınıza rağmen, bazen öfke taşma tehlikesi gösterir. Yapılması gereken, onu yönetmektir; böylece sonunuz kötü olmaz. Hararetli bir tartışmanın ortasında kontrolü ne zaman yitirdiğinizi anlamaya çalışın. Tartıştığınız kişi ya da kişilere mola vermeniz ve o ortamdan geçici olarak uzaklaşmanız gerektiğini söyleyin. Haklı olup olmadığınız fark etmez. Ne de olsa, kendinizi kaybettiğinizde, tartışmayı kazanmanın da bir anlamı yoktur. Bir ay sonra, savınız unutulacaktır; ama işitilecek mesafede bulunan herkes hâlâ sizin uygunsuz davranışınızı hatırlayacaktır. Odanıza dönün ve boşalın. Rahatlayın, sakinleşin ve olumsuzluğunuzun bir kısmını yenmek için fikirlerinizi yeniden değerlendirin. Sonra da meslektaşlarınızın yanına dönüp uygar bir tonda tartışmaya devam edin.
Bazen öfkemizi fiziksel olarak ifade etme ihtiyacı duyarız. Süreç içinde şirketin herhangi bir malına zarar vermediğiniz sürece bu kabul edilebilir. Mola vermenizi ve binanın dışında kimsenin sizi göremeyeceği bir yere gitmenizi öneririm. Ağzınıza bir bez bağlayın ve elinizden geldiğince çığlık atın. Benim işime yarıyor!
Endişeyle Başa Çıkmak
Bir dönem, zamanımın önemli bir bölümünü geçmiş ve gelecek hakkında endişe duyarak geçiriyordum. Hep kötü birşey olduğu ya da olacağını düşünerek yaşıyordum. Sonra bir gün, hastanede büyükannemi ziyaret ettim. Endişelerim hakkında bir süre konuştuktan sonra, büyükannem enerjimi boşa harcadığımı, çünkü endişelendiğimiz konuların büyük bir bölümünün asla bitmediğini söyledi. Küçük bir deney yapmaya karar verdim. Eve gittim ve endişe duyduğum tüm konuları yazdım. Bir ay sonra listeye baktım ve güldüm. Olup biten üzücü olaylar çoktan zararsız anılara dönüşmüştü ve başka pek çok şey hiç olmamıştı. Büyükannem haklıydı. Neredeyse nedensiz yere zihinsel ve fiziksel sağlığımı harap ediyordum!
Yalnızca şu an içinde olduğunuz anı kontrol edebilirsiniz. Geçmişi değiştiremeyeceğinize, geleceğin de ne getireceğini bilemeyeceğinize göre, bunlar hakkında endişelenmenin anlamı ne? Robert Louis Stevenson bir keresinde şöyle demişti: “Yaşayabileceğimiz tek zamanı - şu andan gece yatıncaya kadar- yaşamaktan mutlu olalım. Her insan, ne kadar ağır olursa olsun üzerindeki yükü akşam karanlığına kadar taşıyabilir.” Yalnızca içinde bulunduğunuz ana odaklandığınızda olumsuz enerjinin ne kadar azaldığına şaşıracaksınız. Her seferinde küçük bir adım atma anlayışını benimsediğinizde her tür sorun aşılabilir görünmüyor mu? Sakın beni yanlış anlamayın; elbette, geleceğe elinizden geldiğince iyi hazırlanacaksınız. Olumlu sonuç ihtimalini artırmak için mümkün olan her şeyi yaptıktan sonra endişelenmeyi bırakın.
Bir yaz, yeni romanımı basacak bir yayınevi bulma konusunda endişeleniyordum. Her gün posta kutusunu kontrol etmek için öğle arasında eve geldiğimde kalbim küt küt atıyordu. Haftalar sonra endişemi kontrol edemediğimi görüp psikolog olan eşime danıştım. Eşim, en kötü senaryoyu düşünüp kendimi ona hazırlamamı önerdi. Tavsiyesine uydum ve bir yayınevi bulamayacağımı, romanımın da asla basılamayacağını düşündüm. Sonra, durumu iyileştirmek için kendi kendime beyin fırtınası yaptım. Bunu yapmak başta zor oldu; ama zihnim bütün “ya böyle olursa” durumlarından kurtulduğunda, kendimi daha iyi hissettim. Endişelenmeyi bıraktıktan sonra, bir yayınevi bulma konusunda yeni stratejilere daha mantıklı bir şekilde yoğunlaşabiliyordum.
Bir sorun hakkında endişelenmeyi reddetmeniz, onun varlığını inkar ettiğiniz anlamına gelmez. Kafanızdaki binlerce benzer oyunun içinden sizin rol aldığınız kısımları atlamanızı öneriyorum. Bir sorunu fark ettiğiniz an, konuya mantıklı bir biçimde yaklaşmanın en iyi yolunu arayın. Gerçeklere dayalı dikkatli bir karar verin, eyleme geçin, konuyu tekrar ele alın ve sonlandırın.
Önünüze her zaman engeller çıkacaktır; onu düşünürseniz, endişelenebileceğiniz konuların sonu yoktur. Unutmayın, endişelenme huyunu geride bırakanlar daha uzun ve mutlu yaşarlar. Pratik yönden daha verimlidirler; çünkü, sürekli kaygılanmak yerine çözüm yolu bulmaya çalışırlar. Ayrıca, ortalıkta görünmekten de keyif alırlar; çünkü etraflarında hep bir olumsuzluk bulutu yoktur. Bu yararları düşündüğünüzde, neden endişelenmeye son vermeyesiniz?
Stresle Başa Çıkmak
Dünya Sağlık Örgütü, iş stresini dünya çapında bir salgın olarak adlandırıyor. Bu salgın, Kuzey Amerikalı şirketlere yılda milyarca dolara mal oluyor; peki ya size? Kurumsal Amerika’daki kariyerimin ilk yıllarında öyle stres yaşıyordum ki işten eve geldiğim gibi koltuğa yığılıyordum. Ayağa kalktığımda çoktan yatma vakti gelmiş oluyordu ve ben bütün geceyi harcamış oluyordum. Ağrı, acı, öksürük, soğuk algınlığı gibi gerekçelerle sürekli doktora gidiyordum. Hemşireler benim hastalık hastası olduğumu düşünüyorlardı. Bir kişisel gelişim kursuna yazılıncaya kadar hep zayıf bünyeme küfrettim. Sonunda, sorumluluğu hak ettiği yere yükleyebildim. Sorun, sağlığım değildi. Stres yönetimi becerimi geliştirmem gerekiyordu.
İnsanların sıkıntı, hayal kırıklığı ve endişe gibi duygusal faktörlerden dolayı fiziksel yorgunluk çektiğini biliyor muydunuz? Öte yandan, doğru entelektüel uyarım, bizi yormuyor. Günün sonunda tükenmişseniz, bunun nedeni yaptığınız zihinsel iş değil, bu işi yapma şeklinizdir. Bunu ilk duyduğumda her şey netleşti. 8 saat durmadan yazabilir ve hemen arkasından bir o kadar daha yazabilirdim; ama şirkette birkaç saat geçirdikten sonra, metro istasyonuna sürünerek gidiyordum. Şimdi stresi azaltmaya öncelik veriyorum ve günün sonunda yeterince enerjim kalmadıysa, o günü verimli saymıyorum. İşte size günlük bazda stresi yönetmek için birkaç strateji:
• Sizi neyin strese soktuğunu belirleyin ve onunla önceden başa çıkmayı planlayın.
• Rahat bir konumda çalışın.
• Gün içinde sık ve kısa aralar verin.
• Gerinin, şakaklarınıza masaj yapın ya da su için.
• Bir spor salonuna kaydolun ve öğle arasında buraya gidin.
• Seçiminizi yapın; uğraşmaya değmiyorsa, bırakın.
Dengeli bir yaşam sürmenin yerini hiçbir şey tutmaz. İşinizi çok sevseniz bile unutmayın ki sürekli çalışan insanlar, sıkıcı, tek boyutlu ve sonuçta tatminsiz olurlar. İş dünyasında kariyer çaba ister; ama entelektüel, sosyal ve tinsel ihtiyaçlarınızın, çatlaklardan sızıp gitmesine izin vermeyin. Aile üyeleriniz ya da üniversiteden arkadaşlarınız yakınlarda mı oturuyorlar? Onları ziyaret edin. Zevk için mi okumak istiyorsunuz? Yine bir sektör dergisi yerine klasik bir roman alın. Hafta sonlarında birkaç saat gönüllü çalışın. Dünyamızı güzelleştirmeye katkıda bulunmak, kendimizi daha iyi hissettirir. Hangi dine inanırsanız inanın, dua etmeyi unutmayın. Ciddiyim. Belli bir dine inanan insanların yaşamlarında daha tatmin olduklarının kanıtlandığını biliyor muydunuz? Kendilerinkinden daha büyük bir güce inanıyorlar ve tavırları bunu yansıtıyor.
Üç yıl önce, oda arkadaşlarım, iki yaşındaki bir çocuktan daha çok uyuduğum için benimle dalga geçerlerdi. Şimdi eşim, beni geceyarısı yatağa götürmek için ikna etmek zorunda kalıyor. Şirketteki işim, o zamanlar bugün olduğundan daha mı zordu da daha çok uyuma ihtiyacı duymama neden oluyordu? Kesinlikle hayır. Aslında, merdiveni biraz tırmandım ve şu anki pozisyonumla birlikte sorumluluklarım da arttı. Her gün kendime, stresin bir zamanlar sağlığımı nasıl bozduğunu hatırlatıyorum ve kazanmasına izin vermiyorum.