Yazar: Handan Saraç
“Copy-paste” yokken ne yapıyorduk bilmem. Her şey şimdikinden kat kat fazla zaman alıyordu mutlaka. Aynı sözcükleri, cümleleri, paragrafları defalarca yazmak... Adeta inanılmaz geliyor insana!
“Copy-paste”in hayatımızı çok kolaylaştırdığı tartışılmaz bir gerçek. Peki dezavantajları yok mu? Ya da dezavantaj demeyelim, hatalı kullanımın yol açtığı sorunlar? Olmaz mı hiç! Telaştan yanlış yerlere yapıştırılan, eksik ya da fazla yapıştırılan, içindeki bilgilerin değiştirilmesi/güncellenmesi unutularak yapıştırılan, bazen de nereden kopyalandığının belirtilmesi “unutularak” bir tür “hırsızlığa” yol açan parçalar...
Bir de şunu düşünelim, “copy-paste” sadece bilgisayar dünyasının bir gerçeği mi? Ya hayatımızda neler olup bitiyor? Öteden beri geçerli “copy-paste” uygulamaları dışında, günümüzde globalizasyonla hızlanan, yayılan, hatta vahim boyutlara erişen kopyalayıp yapıştırma enflasyonuna ne demeli? Tabii sanal dünyada olduğu gibi gerçek hayatta da, rahatlık ve kolaylığın yanında “hatalı uygulama” sonucu yaşanan dezavantajlar var.
Çocuklar, büyükler, toplumlar...
Bilirsiniz, daha çocukluk çağında başlar “copy-paste”. Toplum içinde yaşamayı gözlemle, taklitle öğrenir insanoğlu. Önce her türlü ihtiyacı için sadece ağlayan bebek, daha sonra “su”, “mama” gibi sözcükleri kopyalayıp yapıştırır taze dağarcığına. Ama zaman içinde “lütfen” gibi rica ve nezaket sözcüklerini de “copy-paste” etmek gerekir cümlelerin içine. Çocuk “yanlış” modellerden “olumsuz” davranışları kopyaladığında ise işler karışır. Çoğu kez, yanlış metinden kopyalanıp yapıştırılmış “istenmeyen” bir parçanın yarattıklarını aratan tatsızlıklar çıkar ortaya.
Yalnızca büyüme aşamasında, okul çağında veya iş yaşamında çeşitli sözcük ve davranışların “copy-paste” edilmesiyle de bitmez her şey. Toplumsal yaşamın hemen her alanında olduğu gibi, toplumlararası platformda da bir tür “alışveriş” söz konusudur. Eğer bu alışveriş, toplumların kendi yapılarına, kültürlerine ters düşmeyecek şekilde, gerekli uyarlamalar göz ardı edilmeden yapılırsa, toplumun ve bireylerin hayatına yeni renkler, boyutlar, bilgi ve deneyimler katar. Ama doğrudan “copy-paste” her şeyi altüst edebilir. Örneğin, popüler Amerikan tarzı yaşamın elenip filtrelenmeden, uyarlanmadan kendi toplumsal yaşamımıza “copy-paste” edilmesinin, kaçınılmaz tuhaflıklara, sancılara, çeşitli komedi ve dramlara yol açtığına her gün hep birlikte tanık olmuyor muyuz?
Başka ülkelerin kendilerine özgü koşullarına göre tasarlanmış hukuk, eğitim gibi sistemlerinin hiç uyarlanmadan kendi sistemlerimizin üzerine yama gibi yapıştırılması da, kuşkusuz benzer sonuçlar doğurur. Yabancı kavramların ve sözcüklerin, dilimize, düşünce sistemimize doğrudan aktarılması da yine aynı sorunun bir parçası değil mi?
Romalılar gibi davran...
Bazen de insan kendi ülkesindeki toplumsal ve bireysel yaşam tarzını, geçici ya da sürekli yaşamak için gittiği yabancı ülkelere taşımaya kalkar. Örneğin, Türk yaşam tarzını yabancı bir ortama hiç uyarlamadan “copy-paste” etmek de, bir metne yanlış bir parçanın yapıştırılması gibi, “mantıksal ve estetik düzeni” zedeler, bir başka deyişle “çevreye rahatsızlık verir”.
Bu durumlarda kabul edilebilecek çözüm, bir yandan kendi inanç ve değerlerini korurken, öte yandan davranışsal düzeyde o ülkedeki yaşam biçimine uymak olacaktır. Yani “Roma’dayken Romalılar gibi davran” sözünde olduğu gibi, “oralıların” davranışlarını “copy-paste” etmek gerekecektir.
Yaratıcı olmak, ama nasıl?
Günümüzde globalizasyonun önlenemez yükselişiyle, dünya çapında bir “copy-paste” çılgınlığı yaşanıyor. Hemen her yerde kaçınılmaz olarak aynı ürünlere, aynı restoran zincirlerinin ya da bankaların şubelerine, aynı TV dizilerine, aynı reklamlara, aynı şarkılara rastlıyoruz. Ancak bu ortak “cilanın” altında, her bir toplumun binlerce yıllık kültürel, sosyal, ekonomik ve politik geleneklerinin oluşturduğu çok katmanlı kalın bir “sıva”, onun altında da tarihsel ve genetik öykülerin biçimlendirdiği insanlardan oluşan özgün bir “yapı” olduğunu da unutmamak gerek.
Standartlaşmanın giderek artan baskısı altında rehavete kapılmadan öz benliği canlı tutmak, özgün ve yaratıcı olabilmek hiç kolay değil. Ortak cilanın yaratıcılığı öldürmemesi için, altındaki sıvanın ve yapının kendine özgü niteliklerinin toplumsal ve bireysel bilinçte canlı tutulması gerekir. Hiç kuşku yok ki yaratıcılığın gerçek örnekleri, globali yerele “copy-paste” edenlerin değil, yereli ve globali özgün biçimde harmanlayan birey ve toplumların eserleri.
Son söz: şimdiye sahip çıkın!
“Copy-paste” örnekleri saymakla bitmez aslında, ama şimdilik son bir örnek verelim. Günlük hayatımızda çoğu kez farkına bile varmadan yaptığımız bir şey bu. Geçmişe ya da geleceğe ilişkin, üretkenlikten uzak her tür duygunun -pişmanlık, kaygı, korku, kin ve öfkenin- ve bu duygulara odaklı her tür düşüncenin, içinde yaşadığımız zaman dilimine “copy-paste” edilmesi. Bunu ne kadar çok yaparsanız, “şimdiyi” o kadar kaçırır, popüler anlatımla “hayatı o kadar ıskalarsınız”.
Kısacası, siz siz olun, sanal dünyada da gerçek yaşamda da “copy-paste” yaparken dikkatli olun!