Yazar: Oktay Akbal
Saint-Exupery ölmeden az önce “Çağımızdan tiksiniyorum” demiş. Camus bunu yazıyor, ama benimsemiyor: “Bu somurtkan, bu bir deri bir kemik dünyadan kaçmak da insanı sarabilir zaman zaman. Ama bu çağ bizim çağımızdır, kendi kendimizden tiksinerek de yaşayamayız. Bu derece aşağıya düşmesi, değerlerini aşırılığa götürmesinden olduğu kadar kusurlarının yüceliğindendir de. Biz bu değerlerin en köklüsü için savaşacağız.”
Bu çağ bizim çağımızdır, oysa bu çağdan tiksiniyoruz!.. Saint-Exupery’nin sözü ile Camus’nünkünü birleştiriyorum ben. Gerçek bu çünkü. Gerçekten kaçılmaz. Bunu bir kez iyice bellemeli. Yaşadığımız çağ budur, ama hepimiz tiksiniyoruz ondan. Zaman zaman kaçmak, çağ dışına çıkmak, düşlere dalmak, anlamsızlığa, bunalımlara saplanmak, gerçeküstünden yararlanmaya kalkışmak... Hep, bu çağın tiksintisinden doğuyor.
Saint-Exupery en çok sevdiğim yazarlardan biridir. Saint-Exupery’yi okumayanlara acıdığım olur. Sartre, Camus, Kafka hepsi yeni şeyler getirmişlerdi, gerçek aydın bu yazarların yapıtlarını okumadan duramaz. Çağımızı tanımak -sevmek ya da sevmemek, o başka- duymak için bu yazarları okumak nasıl baş koşulsa, Saint-Exupery’yi okumak da “insanlığımızı” duymanın baş koşuludur. Saint-Exupery’nin çağımızdan tiksintisi, bir nefret, bir düşmanlık, bir yabancılaşma değildir. Büyük bir aşkı bir yakınlığı arayıp bulamamanın yarattığı bir tiksintidir.
Camus’nün “değerlerin en köklüsü” saydığı nedir peki? Savaşacağımız o “değer” hangisidir? Camus “Bilgisizliğimizi bildik mi, yobazlığı attık mı, dünyayı ve insanları sınırlandırdık mı, bir sevdik yüzü, kısacası güzelliği bulduk mu, eski Yunanlılarla bir yerde buluştuk demektir” diye yazıyor. Camus’ye göre “çağımız” dostluk denen değeri yok etmiştir, öldürmüştür. Tiksinti burdan geliyor. Dünyayı yeni baştan kurarken “dostluk”u katacağız harcına... Güzellik, dostluk, aşk. Tiksintiyi yenen güçlerdir bunlar. Bunalımlar bu değerlerin yokluğundan ileri geliyor. Dostu olan, aşkları olan, güzelliği gören bir kişi bunalmaz elbet. Bunalma nedir, onu bile bilmez. Bilmeyince de tiksinmez çağından.
Çağdaş edebiyatın, sanatın “aşksız” kaldığı ortada. Şiirler okuyoruz, havada, boşlukta. Değmiyor, işlemiyor bize. Sözcükler sözcükler sözcükler! Boşuna değil Hamlet’in dedikleri... Sözcükler, harflerden kurulur. İçi boş kalıplardır onlar. Dostluk, aşk, güzellik, o kalıpları dolduran birer anlamdır. Ama yoksa bulunmuyorsa, görülmüyorsa, tadılmıyorsa, kalıplar boş durur hep. Sözcükler havaya sıkılan kurşunlar gibi hedefine varmadan uçuşurlar boşlukta. Bunalımlar, tiksintiler, anlamsızlıklar, saçmalıklar sanata, edebiyata, gündelik yaşama girer. Camus “Bu yol yaratışla işkence arasındaki savaştadır” demiş. Dünyayı ezen teknik uygarlığın öldürdüğü “insan” dirilecek sanatta bir gün. Romanda, şiirde, öyküde, oyunda “insan”ı göreceğiz. “Troya Savaşı, savaş meydanından başka yerlerde oluyor” diyordu Camus. Dünyayı saran bunalım, tiksinti sanatçının, düşüncelerinin dostluk, güzellik, aşk uğruna vereceği savaşlarla yenilip, yok olacaktır ancak...
Kaynak: Oktay Akbal, “Konumuz Edebiyat”, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1975, ss. 147-149.