Yazar: Burcu Kaptan
Üniversite yıllarında hazırlanan ödevlerdeki en önemli nokta içeriğin destekli ve özgün olmasıdır. Konu ne olursa olsun savunulan ya da savunulmayan fikrin bilimsel bir dayanağının olması alınan notu önemli ölçüde etkiler. Daha da önemlisi bu kaynağı doğru ve eksiksiz olarak belirtmektir. Ödevin sonundaki kaynakça sayfası uzayıp gider, ne kadar uzun olursa hazırlanan ödevin o kadar dolu ve güvenilir olduğu hakkında da ipucu verir.
İşte o dönemlerde sıkça duyduğumuz kelime “plagiarism” idi. Bu kelimenin Türkçe karşılığı “çalma, intihal etme”. Kafamıza kazınan bu kelime ve anlamını zaman içerisinde daha da kavramış olsam da beni bu yazıyı yazmaya iten neden bu kelimenin anlamının günümüzde önemini çok fazla yitirmiş olmasıdır.
İnternet ve e-posta kullanımının yayılmaya başladığı ilk günden itibaren birbirlerine gruplar halinde e-posta ileten bir grup insan türemişti. Bu paylaşımları yapmadaki amaç gerek eğlence, gerek sosyal sorumluluk, gerekse e-posta adresi avı olsun paylaşılan içeriklerin çoğu özlü sözler, şiirler ve tabii ki fotoğraflardan oluşuyordu. Bu tek yönlü paylaşım Web 2.0’ın doğuşu ve sosyal medya kullanımının artmasıyla daha da yaygın bir hal aldı. Dünyanın en büyük sosyal network’lerinden Facebook’a üye olanlar bu içerik paylaşımının geldiği noktayı rahatlıkla görebilirler.
Blogların artışı içerik paylaşımının geldiği bir diğer noktayı da gözler önüne seriyor. Genellikle belirli bir konu üzerine yoğunlaşılan bloglara baktığımızda pek çok farklı blogda aynı içeriklerin kaynak gösterilmeden paylaşıldığını görüyoruz. Müzik ve fotoğraf paylaşımındaki hassasiyetin aslında bu noktada da ortaya çıkması gerektiği emeğe saygı duyan herkesin ortak düşüncesidir kuşkusuz. Bahsettiğim e-posta hesabı, kredi kartı şifresi gibi son derece özel bilgilerin paylaşımı değil, aksine bütün internet kullanıcılarına açık olan bir platformdan duygu ve düşüncelerini paylaşan blog yazarlarının emek vererek yazdıkları yazılarının çalınmasıdır.
Konu ne olursa olsun blog yazmak zaman ve emek isteyen bir uğraş, hatta kimine göre iştir. Yazıyı yazmaya başlamadan önce fikrin oluşması, şekillenmesi ve yazıya dökülmesi okumaya harcanan sürenin kat kat fazlasıdır. Üstelik kaynak gösterimine özen gösterenler için bu süreler çok daha uzayabilirken sosyal medya canavarının hap niyetine yuttuğu yazılar uzay boşluğunun yerini almak konusunda ışık hızıyla yarışırlar. Bu kadar hızlı tüketilen içeriklerin paylaşıldığı platformlarda blog yazarlarının haklarının korunması görevi ise tabii ki diğer blog yazarlarına ve okuyuculara düşüyor.
Bu dünyanın gelişimini teşvik etmek ve blog yazarlarını cesaretlendirmek için yapılması gereken şey aslında çok basit. “Esinlenilen” yazıda, yazının öz sahibinin bloguna verilecek küçücük bir bağlantı “esinlenen” kişinin ve yazdığı yazının değerini artırır. Bu şekilde birbirine bağlı olan blogların okunma oranı, dolayısıyla paylaşılan bilgi de artmış olur.