Yazar: Handan Saraç
Bana kapıyı tutan genç adama “Teşekkür ederim” dedim. Gülümseyerek yanıtladı: “Ben teşekkür ederim”. Dönüp sormak geçti aklımdan: Neden? İlk olmuyordu bu. Verilen zahmet için teşekkür edildiğinde yanıt vermek elbette bir incelikti, ama yanıt bu mu olmalıydı?
Eskiden yoktu bu ifade. Yani “Ben teşekkür ederim” denmezdi. “Bir şey değil” denirdi, “Rica ederim” denirdi, daha yaşlılar “Estağfirullah” derlerdi. Sonra, sanırım kökü biraz dışarıda olan bu ifade yerleşti dilimize: “Ben teşekkür ederim”.
Uygun yerde kullanıldığı zaman hoş bir cümleydi bu. Söz gelimi bir televizyon programına katılması nedeniyle kendisine teşekkür edilen kişi böyle bir yanıt verebilirdi. Stüdyoya davet edildiği ve görüşlerini açıklamasına fırsat verildiği için asıl kendisinin teşekkür borçlu olduğunu belirtmek amacıyla. Ya da evimize davet ettiğimiz konuğumuza, lütfedip geldiği için biz teşekkür ederken, konuğumuz da onu evimizde ağırladığımız için “Ben teşekkür ederim” diyebilirdi.
Fakat artık teşekkür edilmesi gerekmeyen durumlarda da insanlar bazen bu karşılığı veriyorlardı. Birine verilen bir zahmet karşılığında teşekkür edildiğinde, yani minnet duygusunun tek taraflı olduğu durumlarda. Nankörlük diye düşünmeyin, güzel bir yanıttı elbette. Sadece anlam açısından bakıyordum konuya.
Sonra dilimizdeki -bazen başka dillerde olmadıkları için yabancılarla iletişimimizde ufak duraksamalar yaratan- diğer bazı ifadeleri ve deyimleri düşündüm. Ve “gelişen teknolojinin” hızla değiştirdiği yaşamımızda, “globalleşen dünyamızın” içinde çırpındığı ortak dille birlikte, bu deyimlerin giderek kaybolup gittiğini ya da hatalı kullanılmaya başladıklarını fark ettim.
Ne çok vardı onlardan… Aklıma ilk gelenler, “Gözün aydın”, “Allah kavuştursun”, “Afiyet olsun”, “Sıhhatler olsun”, “Güle güle giy”, “Başın sağolsun”, “Hoşça kal”, “Allahaısmarladık”, “Güle güle”...
Örneğin, biri bir yolculuğa çıkmışsa, geride kalan yakınlarına “Allah kavuştursun” denirdi. Allah tez zamanda sizi yine biraraya getirsin anlamına… Bir yolcusu gelenlere “Gözün aydın” denirdi. Yolcusu yolda, ya da gelmesi yakın olanlara ise çoğu kez, “Şimdiden gözün aydın”…
Şimdi ise insanlar hangisinin ne zaman kullanılacağını kestiremez oldu. Bazen yolcusunu uğurlayanlara iyi niyetle “Gözün aydın” deyiveriyorlar. Oysa hadi kurtuldun anlamına gelir bu! Kimisi hemen fark edip düzeltiyor, kimisi doğrusunu bulmak için biraz duraksıyor, kimisi ise artık “Allah kavuştursun” deyimini hiç kullanmıyor. Belki de bilmiyor.
Zaten bu “Allah kavuştursun”lar, “Gözün aydın”lar, günümüzün giderek sıklaşan, hızlanan, kısalan yolculuklarına pek de yakışmadığı için işlevini günbegün yitiren, kullanılması hatırlanmayan deyimler oldu.
Eskiden, bir yere giden, “Hoşça kal” ya da “Allahaısmarladık” derdi geride kalana. Geride kalan -yani hoşça kalması dilenen- kişi ise “Güle güle” derdi, güle güle git, yolun açık olsun anlamına... Şimdi ise pek çok kişi, geride kalan da olsa “Hoşça kal” deyiveriyor, oysa karşılarındaki “kalmıyor” ki, “gidiyor”!
Sahi, belki artık belli kesimlerde belli bir banyo günü olmadığı için, yani banyo yapmak gündelik hale gelip bir olay olmaktan çıktığı için “Sıhhatler olsun” deyimi de neredeyse tarihe karıştı sayılır.
Ya “Güle güle giy”? Yıllarca giyilen giysilerin yerini birkaç ay giyilip atılan giysilerin aldığı bu tüketim çağında çoğu kez neyin yeni neyin eski olduğunu bile fark etmiyoruz galiba!
Ve kullanılmayan her şey gibi, giderek unutuluyor bu deyimler… Yerlerine başka şeyler gelmiyor değil tabii. Bilgisayarların, cep telefonlarının ekranlarında bir an görünüp kaybolan kısacık sözcükler gibi: “Mrb”, “Svg”, “Tsk”…
O zaman hangi tarafın neyi ne zaman söyleyeceği de önemini kaybediyor zaten…