Yazar: Deniz Esin
Söze bir şahsi, bir toplumsal tespitle başlamak isterim.
Şahsi tespitim: Sözelciyim ben arkadaş. Eğitim sisteminin “tarafını seç, oyuna başla, iyi olan kazansın” kafasında evrildiği bir ülkenin, “çenem daha kuvvetli galiba ya” diye saf düşüncelerini takip edip, sözelci olmuş evladıyım.
Toplumsal tespitim: Sıcak yaz günlerinin yaklaşması ile beraber (bahar aylarında gevşeyen gönül yaylarından mıdır yoksa fotoğraf çekimlerin fonu olacak güneşli manzara ihtiyacından mı bilinmez) bir evlilik sezonu daha açıldı.
Tespitlerimin ortak çıkarımı ise; toplumsal tespitim sayesinde şahsi tespitimin yön değiştireceği. Yani evlilik sezonunun çeyiz bohçaları sayesinde, matematik çalışmadan üniversite sınavını kazanmamı sağlayan sistemin beni hep bir adım ötesinde tuttuğu “para piyasaları” “ekonomi” “ithal ikame” kavramlarını nihayet net bir biçimde anlamış, kavramış olmam. Artık taş gibi bir sayısalcıyım aynı zamanda. Herkesi de hemen buracıkta sayısalcı yapmak, bu mühim problemi ve sınıf savaşını ortadan kaldırmak istiyorum ve hazırsanız, başlıyorum.
Çağımızın vebası “Çeyrek Altın”
Her yılın bu zamanlarında ortaya en sık çıkan insan tipini düşünün, bir dayı oğlu, bir hala kızı, eski bir okul arkadaşı, hiç olmadı komşu teyzenin biricik evladı… Hepsi ya da ayrı ayrı her biri, tam da bu aylarda, yorgun ama gururlu, savaşmış ve başarmış bir yüz ifadesiyle ortalığa çıkar ve üzerinde aile soyadlarının yazdığı bir kağıt parçası (davetiye) ile nikahını / düğününü müjdeler. Senenin onca ayı umurumuzda değilken, bir anda gündemimize bomba gibi düşen “altın fiyatları” ile yüzleşiriz önce. Piyasasını milletçe takip ettiğimiz, ana haber bültenlerinde de “şöyle fırladı böyle rekora gitti” diye sokak röportajlarına konu olan “altın” kavramı öylesine önemlidir ki, ekonomisi giderek darboğaza sürüklenen ülkemizde “aman kimse kendini eksik hissetmesin” diye “yaprak altın” kavramını icat etmiş bir milletiz. (Bilmeyenlere özet açıklama: Görüntüsü çeyrekle aynı olan ama gramajı daha düşük 0,20 gr civarında altın parçacıkları bunlar…) Buyurun sayısal dünyaya attığınız ilk adımınız hayırlı olsun…
Buradan hemen ekonomik kavramlara zıplayalım: “Arz-Talep Dengesi”.
Mikroekonomi kuralları gereği, piyasadaki bir mal için gösterilen taleple o malın fiyatı arasında ters yönlü ilişki bulunur. Basitçe açıklayacak olursak, piyasaya sunulan mal ne kadar çoksa, fiyatı da o kadar düşük olur. Yani malın pahalılığı, esasen piyasadaki azlığından ileri gelir. Evleneceğine dair müjdesini aldığınız gençlerin seçtiği eş de inanın, tam olarak bu sebeple “az bulunur cinsten bir kadın ya da adam”dır. Çünkü çeyiz bohçası, pahalıya patlayacak bir organizasyondur. Piyasaya az sayıda evlenilecek adam / kadın arz edildiğinden ötürü, düğün pahalı bir iştir.
Görümce ve baldız teknolojileri ile “İthal İkamesi” mümkün!
Literatürde ithal ettiğimiz herhangi bir malı yurt içinde kendi imkanlarımızla üretmeyi başarmak olarak açıklanan “ithal ikamesi”, evliliğe adım atan çiftlerin “görümce” kavramı ile yüzleştiği bir ekonomik stratejidir. Yani eskiden “konu komşu ne der”den korkan gençler, artık kendi öz aile bireylerinden gelecek eleştiriye maruz kalabilir, attığı adımları 1.250 kere düşünme fırsatı yakalayabilirler. Sağdan solda, sosyal çevrenizden dedikodu ithal etmenize gerek kalmaz, basit bir pazar kahvaltısında -hem de evinizden bile çıkmadan- kendi kurduğunuz sofranızda sizinle ilgili en güncel, en acımasız ve en acıklı eleştirilere maruz kalabilirsiniz.
Mortgage ile geleneklerimize bağlı kalıyoruz…
Emlak piyasalarının da en çok kafa karıştıran kavramlarından biri, mortgage’ın faydalarını açıklayarak sizi tekdüze sözelci zihniyetten kurtaracak son kapıyı açmak isterim. Terimin manası, bir malın kendisini teminat göstererek ödünç aldığımız parayla o mala sahip olmak. Ve inanmazsınız geleneklerimize sahip çıkmanın da tek yolu bu sistem. Düşünün ki 100 lira maaş alıyorsunuz. Oturmak istediğiniz evin bedeli ise 12.000 lira. Düğünde takılan her şeyi bozdurup tıkır tıkır peşinata saydığınız evinizde, ancak ve ancak 100 lira maaşınızın 80 lirasını da aylık olarak bankaya vermek şartıyla oturabiliyorsunuz. Ne oldu? Doğalgaz, elektrik, su, yiyecek ihtiyaçlarınızın tamamı için aylık 20 liranız kaldı. Şimdi sırasıyla ithal ikamesinin kaynağı görümce ve baldız teknolojileri ile düğünde sizi yaprak altın takarak “şenlendiren” eş-dosta ziyaretlere başlıyorsunuz. Maaş zammı alacağınızı hayal ettiğiniz bir sonraki yıla kadar, akşam yemeklerini ve duş-banyo ihtiyaçlarınızı saydığımız akraba – eş – dost evlerinde karşılayabilirsiniz. Ardından aile büyüklerini (ki her bir aile büyüğü çarpı iki kadar geniş bir çevreniz var artık, eşinizin bir sizin iki amcanız, halanız, yengeniz gibi…) sırayla ziyaret edebilirsiniz. Hafta sonlarını da “sizi çok özledim” diyerek anne babanızın ve/veya en yakın arkadaşlarınızın evlerinde geçirebilir, “onları hiç yalnız bırakmayan örnek genç çift” olarak aile albümünün şanlı yapraklarında yerinizi alabilirsiniz. Mortgage iyidir, sizi ailenizle bütünleştirir, onu artık çok sevebilirsiniz.
Sayısalcıların yıllardır kendi aralarında bizden gizli saklı konuştukları bu kavramları net biçimde anladınız, yeterince sindirdiyseniz, şimdi gelelim düğünlerinizi ucuza getirmenin sırrına: Pahalılığından şikayet ettiğiniz bir şeyi almayı keserseniz (kitlesel bir hareketten bahsediyorum) o fiyat piyasada oluşan mal fazlasından ötürü sağdan sağdan düşüşe geçecektir. Yani diyeceğim o ki, evlenmeyi kesersek düğün de pahalı bir şey olmaktan çıkacak, gerçekten...