Yazar: Kelly Robbins
Eski zamanların öykü anlatma geleneğinden ve hiyerogliflerden günümüzün terapi amaçlı öykülerine ve öngörülmüş gazetecilik geleneklerine, yazmak hem kendimizle, hem de başkalarıyla iletişimde en eski ve etkili yöntemlerden biridir.
Yüzyıllar boyunca insanlar, mücadele ettikleri sorunlara netlik kazandırmak ve odaklanmak için yazdılar. Utangaçlar ya da kendilerini ifade edecek sözleri bulamayanlar için yazmak, özellikle kişisel ya da duygusal konularda düşüncelerini dile getirmek için harika bir yoldur.
Yazmak, düşüncelerinize kalıcılık ve bir anlamda somutluk kazandırır. Hedef belirlemeyi örnek alalım. Uzmanlar, hedeflerimizi yazmamızı önerirler. Yaşamınızda ya da işinizde başarmak istediğiniz birşey hakkında düşünmek, bir hedef belirlemek, bir iştir. Bu hedefi yazmak için fazladan zaman harcamak, onu daha kalıcı kılar. Yazılmış bir hedefi başarma ihtimaliniz daha fazladır.
İlla ki yayımlanacak birşey yazmak zorunda değilsiniz. Şunlar için yazın:
• Kendini ifade etme
• İç gözlem
• Zevk
• Gelişim
• Açıklık
• Duygusal ferahlama
• Öykü anlatma
• İletişim kurma
Yazmak, düşüncelerinize başka bir boyut katar. Deneyimler üzerinde genişler ve düşünceye derinlik katarak bir gerçekliğe dönüşme ihtimalini artırır.
Yaşamda herhangi birşey yaparken, elinizden geldiğince çok duyunuzu kullanmanızı öneririm. Bu, yaşamakta olduğunuz deneyimi zenginleştirir ve mevcut gerçekliği daha canlı kılar. Yazmak, düşüncelerinize, dokunma ve görme duyularını katar. Yazdıklarınızı sesli okuduğunuzda, işitmeyi işin içine katarsınız. İş yaşamında, müşterilerime pazarlama çalışmalarına mümkün olduğunca çok duyuyu (dokunma, işitme, görme, koklama ve tatma) dahil etmelerini öğretirim. Hedeflerinizi yazmak, hedefe bir başka boyut katar. Bu duyulardan bir başkasını kullanırsınız ve söz konusu hedefe ulaşma ihtimaliniz artar; çünkü, hedefi daha somut ve gerçek hale getirirsiniz.
İster zevk için yazın, isterse ulusal edebiyatınızın en büyük romanını yazma isteğinizi gidermeye çalışın, pek çok insan için yazmanın en zor yanı başlamaktır. Ne hakkında yazacağına karar vermek, en basit anlamıyla bazı insanların gözünü korkutur. Boş sayfaya gözlerini dikerek bakmak, durumu daha da kötüleştirir. Yazmayı eğlenceli kılan şeylerden biri de düşüncelerinizin kolayca ve zahmetsizce kağıda aktığını görmektir. Ama bu noktaya -yaratıcılığın ve bireysel düşüncelerinizin bir araya gelerek zahmetsizce kağıda döküldüğü yere- gelmek, başlangıçta zor olabilir.
Ben bunu yazarken, 9 yaşındaki kızım, sınıfta yazdığı bir öykünün son taslağını hazırlıyor. Birkaç gün önce bu öyküyü eve ilk kez getirdiğinde, heyecan ve zevkten içi içine sığmıyordu. 5 sayfalık ayrıntılı bir öykü yazmıştı; çoğu arkadaşı ise aynı sürede yalnızca bir ya da iki paragraf yazmıştı. Öyküsü heybetliydi; bunu biliyordu. Yazmaya başlamış ve sözcükler kağıda dökülüvermişti. O farkına varmadan ders bitmişti. Şimdi ise üzgün; çünkü, bir sonraki derse kadar, sınıf arkadaşlarının 10 katı düzeltme yapması ve yeniden yazması gerekiyor. (Bu kadar uzun yazmaya devam etmesinin iyi birşey olmadığını çabuk fark etti.)
Söylemek istediğim, bir kez akıntıya kapıldınız mı -iyi bir yerdeyseniz ve fikirler zahmetsizce akıp geliyorsa- yazmak çok keyifli olabilir. İşin temeli, o yere çaba harcamadan gelebilmeyi öğrenmektir. Aşağıda, bu serbest akışın olduğu noktayı bulmanıza yardım edecek birkaç ipucu yer alıyor:
• Bir yordam geliştirin; ama yordamınız zor olmasın.
• Düzenli bir blok kağıt kullanın. (Her zaman uygun boyutta sarı kağıtlar bulundururum. Kenarları buruşmuş olmayacak. Yırtık sayfalar olmayacak.)
• Dizüstü bilgisayarınız daha mı iyi?
• Sessiz bir evde ya da odada yazın.
• Evden dışarı çıkın. Civardaki bir kafeye ya da bir ağacın altına oturabilirsiniz.
• Neyin ters gittiğini bulmaya çalışın; böylece, ondan uzaklaşabilirsiniz. Evin içinde deli gibi koşan çocuklar beni strese sokar.
• Her gün aynı saatte yazın. Hemen ilk kahvenin ardından olabilir.
• Her sabah erkenden ve aynı saatte mi kalkıyorsunuz? Sabah 3 gibi mi? Aslında yataktan kalkmak için kendinize vakit ayırırsanız, bu saatler günün en sakin saatleri olduğundan, kendinizle baş başa kalmak ve biraz yazmak için harika bir zaman dilimi yakalamış olursunuz.
• Stresli bir günün sonunda, bir kadeh şarap ve bir blok kağıt, rahatlamak ve elinizdeki konular üzerinde çalışmak için mükemmel bir yol olabilir. Beyin fırtınası yapmak; fikir depolamak... Önümüzdeki birkaç gün yapmanız gerekenlerin listesini oluşturmak kadar kolay birşeydir; sizi ferahlatır ve stresliyseniz, rahatlamanıza yardımcı olur. (Ben buna beyin çöplüğüm diyorum.)
• Kendinize bir hedef belirleyin: 1 saat, 15 dakika, 20 sayfa, 1 bölüm. Sizin için uygun olanı saptayın.
• Özel birşeye yazın; üzerinde pahalı bir dolmakalemin bulunduğu, şık bir günlük. Yazma zamanınızı özel ve neşeli kılın.
• Yazarken imla ve noktalamaya çok takılmayın. Yalnızca düşüncelerinizi yazın. Fikirlerinizin serbestçe akmasına izin verin.
• Sizin için uygun olanı bulana kadar farklı şeyler deneyin.
Bunlar, yalnızca başlamanızı kolaylaştıracak önerilerdir. Bir şekilde yazmaya başlamazsanız, sizin için neyin uygun olduğunu bilemezsiniz. Ben ticari anlamda yazarlık yapıyorum ve geçimini yazarlık yaparak sağlamak isteyenlere eğitim veriyorum. Bu kişilerin yazmayı sürekli ertelediklerini görüyorum. Onlara tekrar tekrar söylediğim şey, bir şekilde yazmaya başlamaları oluyor. Bir kez akışın içine girdiniz mi, yaşamınızın tahmin edebileceğinizden daha çok güzelleştiğini göreceksiniz.