Yazar: Murat Toprak
İyi bir yazı yazma hakkında konu düşünürken fark ettim ki, sırf bu anlamsız stres hakkında bile bir iki kelime etsem, belki güzel bir metin çıkabilir.
Artık günümüzde birinin zamanına talip olmak, sözünüzün ya değerli ya da ilgi çekici olmasına bağlı. Buna da genel başlık olarak “İYİYMİŞ” ve “İYİ” diyerek zihin dağarcığımızda yer açıyoruz.
Nihayetinde insanlar zaman ayırarak yaptıkları her ne varsa, bunun kayda değer olmasını bekliyor. Neredeyse her şeyi deneyimleyen, gören, hisseden, okuyan insanların ilgisini toplamak “ipteki cambaz” olmak gibi bir şey.
Zaman zaman kişinin kendisi bile bunu, kendinden bekler halde. Oysa ki iyi olmak, iyi işler yapmak, iyi bir hitabet yeteneğine sahip olmak, iyi ilişkiler kurmak bana göre avam bir kaygıdan başka bir şey değil. Kısacası İYİ’yi kim belirliyor?
Herhangi bir toplumun, cemiyetin veya gurubun içerisinde kendine alan açabilmek veya yer bulabilmek, kabul görmek ve hatta onaylanmak için yapılan her İYİ hareket tercihen mi yoksa mecburen mi yapılır mesela? Hayatın akışındaki bu ikilemler karşısında hissedilen durumun aksi yönündeki reaksiyonlar, yani farklı duygu durumumuz bizi kötü mü yapar?
Burada aslolan iyi, kötü veya yanlış yapmak değil, şartlanmış bir zihinle dışa yansıttığımız ne varsa iyi olmak zorunda olmadığıdır. Doğrunun karşısında hadsiz, duyarsız veya sarkastik bir davranış setinden bahsetmiyorum. Elbette, insan olmanın incelikli niteliğini ve nezaketini yaşayarak nefes döngüsü tamamlanmalı. Anlatmak isteğim bu nitelikler kaybolduğunda her şeyin en iyisini gerçekleştirme çabasının, asıl garabet olduğunu kaçırmak.
“Doğru evrenseldir, iyi ise sonradan öğrenilmiş bir şeydir.”
Bu beylik söz elbette benim değil, belki de daha önce aranızda duymuş olanlar olabilir. Öğrenilmiş bir iyilik kavramı, beraberinde koşar adım şu soruyu da getiriyor:
Kime göre veya neye göre iyi?
Basit bir örnekle bizlere senelerce belli bir boy, renk ve koku standardındaki meyvelerin, sebzelerin iyi olduğu öğretilirken, son birkaç yıldır bunun tam tersini görür ve duyar olduk.
O zaman kimin iyi ve doğrusu bunlar?
“Normal (iyi) insan, kurgudur.” (Micheal Foucault)
Toparlayacak olursak, her şeyin en iyisini yapma tuzağının saplantılı döngüsüne kapılmanın mutlak varış noktası, seçimlerimizde veya seçkilerimizde onarılmaz onay ihtiyacı ve özgür irade kaybı olacaktır. Ve maalesef özgür iradenizle yaptığınız seçimleri bastırdıkça insanı insan yapan duygulardan uzaklaşıp, kavramların kalıplarına ve akımların rüzgarına teslim olmak artık kaçınılmazdır. Sonuç olarak, fikren dayatılmış bir iyilik kavramı ile enfekte olmak yeteneğiniz değil tercihinizdir. Tercihler ise uzmanlık dışı yatırımla şekillenir. Uzmanlığınız ne kadar çoksa fiziken gülen, ağlayan, nefes alan, lakin ruhen durağan bireylere dönüşmek sizin için iyi olmaktır.
Uzmanlığın yanlış tercihler yaptırdığını söylüyorum evet, ki hep tersi öğretildi.
Bu size derin bir tezat gibi gelebilir, sanırım onunla da ilgili birkaç satır paylaşmam gerekecek.
Bu yazdıklarım vasatlığa öykünen sığ bir düşünce veya insanın içini kıyan avamlığa selam çakan bir güzelleme değil, sadece önüne konan kavramları kaşıklamadan önce kimin hazırladığını soran bir adamın zihin boşalmasıdır.