Yazar: Enis Batur
Güney-Doğu Asya’da “yaralı güvercin” adı verilen bir güvercin türü yaşıyor: Bembeyaz kuşun göğsünde kırmızı, uçarı bir leke: “Tıpkı o kuşlar gibi, uçan vurulduktan da sonra, bir süre.”
Flaubert’i güvercinlerden çok İstanbullular şaşırtır 1859’da; bir tür kutsallık taşıdığını düşünür bu gurultulu kuşların. Yanıldığı da söylenemez: Hazreti Muhammed’in gizlendiği kovuğun ağzını bir örümcek ağı, bir güvercin de yuvasıyla örtmüştür. Şimdi çevre yolunun ilk sapağında, Barbaros çıkışının ağzında duran Güvercinlik inşa edilmiş miydi Flaubert İstanbul’a geldiğinde? Çelik Gülersoy, bugün İstanbul’da yaşayan yüz kişiden yalnızca birinin bu güvercinliğin ne olduğunu bildiğini söylemişti bir gün. Şaşırmayalım: Güvercin artık Cumhuriyet mutfağına çeşni katıyor.
Ali Mazaherî, “haberlerin güvercinlerle ulaştırılması Karmatlar döneminde çok geliştirilmiş bir sistem haline gelmişti” diye yazıyor: “Her saat, güvercinler ülkenin türlü noktalarından haberler taşıyarak güvercinliklerine dönmekteydiler. Bu resmî güvercin postasının yanında emirler, oldukça çok sayıda tüccar kendi özel güvercin postalarına sahiptiler.” XIX. yüzyıl sonunda, Verdun savaşında tek muhabere aracı olmuştur güvercinler. XX. yüzyılın son çeyreğinde, yeryüzünün en büyük ticari kuruluşlarından biri olan IBM’in en önemli mikrofilmlerini bir yerden bir yere özel olarak yetiştirilmiş güvercinlerin ulaştırdığını, buna neden olarak da şirket yöneticilerinin daha güvenceli bir yol olmadığını açıkladıklarını kaç kişi biliyor?
Osmanlı mimarîsinde insanlar kadar olmasa bile kuşlar da büyük önem taşımıştır: O güzelim kuşevleri, yapı tasarımında bu uygarlığa alabildiğine özgün bir boyut katmakla yetinmezler: Bir yandan da insansal tasarımın enginliğini kanıtlarlar. Ankara il sınırı içindeki bir ‘kuş kulesi’, her haftasonu Çankırı dönüşünde güçlü bir ürperti uyandırarak karşılardı beni. Konuştuğum mimarlar bunun yaygın bir uygulama olmadığını söylediler; toplu biçimde gübre elde etmek gibi iktisadî bir ana amaç olsa bile, bu aşıboyalı, üç katlı, çeşitli gözenek ve tüneklerle süslü kuş kulesinin benim gözümde bir Aztek tapınağından ya da bir Tibet yayla çadırından farkı yoktu – gel zaman git zaman, “Bitkilerin Gizli Yaşamı”nı yazdırdı bana.
İnsanoğlunun aklına nereden gelmiştir güvercinleri ulak olarak kullanmak? Neden öncelikle güvercin aday olmuştur? Bütün bunların bir açıklaması elbette vardır. Oğuz’a bir kelaynakla, (artık adresini sonsuz katında yitirdiğim) Ert’e şahinimle göndermek isterdim mektuplarımı. İsterdim ki Sarp’a yazacağım mektupları bir sîmurg, Leslie’ye karamsar bir leylek, Aydın’a uçmayı hatırlamış bir tavus kuşu, öfkeli mektuplarımı bir alakartal, ilençli mektuplarımı boz bir akbaba, Bilge’ye olanları kanatlı bir alsemender götürsün. Birlikte olduğum Kadın’a mektuplarımı elden vermek isterim hep – olmazsa:
Bembeyaz kuşun göğsünde kırmızı, uçarı bir leke: “Tıpkı o kuşlar gibi, uçan vurulduktan da sonra.”
Kaynak: Enis Batur, Gönderen: Enis Batur, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1991, ss.180-181.